güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden, bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla…
* Yılmaz ERDOĞAN
Kendi içimde kopan fırtınayı daha da dalgalandırmak ve bu sunumu "perfect" duygusunu karşı taraf adına yaratabilmek için işe koyuldum... Sunumun sonunda "bu kadar da olmaz be!!!" diyebilirsin ama belki "çoook güzelmiş" de diyebilirsin... Amaç kalbi fethetmek değil... Amaç bir duyguyu tanımlamak ve 1 milyon dolarlık soruya cevap alabilmek!
* Hiçbir durak, hiçbir liman bana çekici gelmez:
Görmediklerimi, bilmediklerimi arzu etmişsem;
Duraksız ve cömertçe açılabilmelidir yelkenler...
Demir atma; geçici bir tutunma yeri değil mi? ..
Liman denilen duraklarda pas tutuyor yürekler.
Açık deniz fırtınalarında dalgaları göğüslemek;
Ve yaşamın duraksızlığında daima ileriye bakıp
Yeni doğacak güneşi aramak çekici değil mi ki?
* Murathan Mungan
Güneş her yerde aynı doğmaz. Yeni doğmuş bir bebek gibi ne getireceği belli olmayan bir güne hepimiz "GÜNAYDIN" deriz. Ne güzeldir, bir güneşin doğuşunu ertesi gün başka bir yerde izlemek ve başka bir dil de "GOOD MORNING" demek. Çekicilik de bunun gibi birşey aslında. Hergün değil, her saniye başka bir duyguyu yaşayabilme ihtimalini sevmektir. Bugün, bu sahil kıyısında güneşi doğurdum.... Batışını ise, Rio de Jenerio da gerçekleştirebilmek "gibi"
Hayır burası Rio değil ama onun kadar güzel olsa gerek...İnsanlar aslında hep o "çekiciliği" arıyor. Deniz dalgalarının sahile vurduğu an oluşan köpüklerde arıyorlar o tarifi imkansızı...Resimde ki benim..Dalgalara arkamı dönmüş, yeni doğmuş olan güneşin, içini ısıtan ışıklarının çizdiği yola doğru ilerliyorum. Buldum mu dersin o "çekiciliği"? Ne kadar çok insan var değil mi o çekiciliğin peşinde. Hepsi usanmadan, karmaşık köpüklerin getireceği haberi bekliyorlar.
İnsanın önüne bazen o kadar güzel birşey çıkıyor ki, ne yapacağını şaşırıyor. Kelimeler 32 dişin arasından çıkmak bilmiyor. Sanki yeni doğmuş bir bebek gibisin. Anlatmak istiyorsun derdini ama ne çare... Fıtınadan kopup, sakinleşip, kıyıya vuran dalgalar, bana bir haber getirmedi aslında. Maksat zaten o haberi hissedebilmektir. O dalgalar sadece birer IRONY. Plecebo Effect gibi; ve sen o çekiciliği görüp hissettikten sonra, kelimeler bir türlü ağzından çıkamadığı için, onun kalbine saplancak, duygu yüklü, içinde seni anlatan ve aşk dansına davetkâr bir ok atıveriyorsun.
O "ok", senin ördüğün duvarı yıkıp geçip kalbine saplandığı zaman,"ZAMAN" sanki duruyor... Ok'a bakıyorsun 12'ye beş var, kalbine bakıyorsun 12'yi beş geçiyor. Sonra kalbine bakıyorsun 12'ye beş var, oka bakıyorsun 12'yi beş geçiyor... Böyle olunca hayatında ki o "10" dakikalık açığı bir türlü kapatamıyorsun... (Özdemir Asaf'ın bir şiirinden esinlenme)
Oysa asıl amaç o ok'u dişlerinle tutabilmektir. O zaman, o insanın dalgalarını ve köpüklerini bütün gerçekliği ile kalbine saplanmadan, güneşin doğuşu kadar net görebiliyorsun. Ok'un bütün reklerini süzgeçten geçirip maskeyi çıkartmak, "oku ağzında tutmaktan ibarettir. Çünkü, bilinçsizce yaşanan ve sadece yaşanması gerektiğini düşündüğün için yaşadığın dalgalar ve köpükler, kısa bir süre sonra en durgun anında senin içinde fırtınalar kopartabiliyor. Ne kadar iyi bir yüzücü olsan bile, dalgalar seni yutuveriyor ve köpükler üstünü örtüyor...
Boğulup maviliğin derinliklerine inerken, sen, kalbine saplanmış olan oku o kadar benimsemişsindir ki, seni tamamladığını zannedersin ama güneş batıp fırtına koptuğu zaman, tamamlandığını düşündüğün kalbinin parçaları teker teker kopar... Sen de teker teker dağılırsın... Toparlanamazsın... İnsanın kalbi puzzle gibi. Çözmek o kadar zor ki… Zaten kolay olsa deniz kıyılarına gidip dalgalarla ve köpüklerle konuşmazdık.
Sonunda su yüzüne geri ulaştığın zaman "güneş" her zamankinden daha parlaktır. Kendini de yenilenmiş hissedersin... Ancak kalbinin duvarı o kadar sağlamdır ki, kolay kolay hiç bir ok delip geçemez.
* Bazı gecelerin sabahı yoktur
Yalnızca bir karanlık olarak kalırlar
Bazı ayrılıkların dönüşü olmaz
Giden gider, borçlarıyla yaşar kalanlar
Geleceği yoktur bazı kalplerin
Aşk uğramaz onlara bir daha
Tek bir hatırayla yaşlanırlar
Bazı pişmanlıklar uzun sürer
Zamana yayılırlar
KENDİNDEN KAÇANLARA SAKLANACAK YER KALMAZ DÜNYADA...
GÜN GELİR KENDİLERİYLE TANIŞIRLAR...
ASIL YALNIZLIKLAR O ZAMAN BASLAR
HAYATA GEÇ KALMIŞTIR KENDİNE GEÇ KALAN
Şairin dediği gibi
Bir daha yaşamak zorunda kalır
Geçmişi anlamayan
Bazı geceler Bazı insanlar Bazı yerlerde
Sahiden karşılaşırlar
Bazı insanlar bazı aşklar bazı şarkılar
Bu yüzden unutulmazlar
Bazı hayatlar hayal tutmazlar...Bu yüzden bazı bazı bazı
Çabuk yaşayıp ansızın kaybolmalar
Bazı bazı bazı
* Murathan Mungan
Peki neye bakıyor bu genç?
Bembeyaz bir sayfa ona ne ifade edebilir ki?
Aslında herşey bir beyaz sayfa ile başlar...
Önüne gelen bir beyaz sayfaya herşey çizilebilir ve yazılabilir..
Hayaller, gerçekler, yalanlar, fantaziler, tutkular ve daha nice şey...
The main point being, this young guy is looking at something that is so precious, clean as white can be. He is afraid of drawing his emotions becasue he does not want to put stains on a white piece of paper.
Bu beyaz sayfa kimi simgeliyor acaba diye düşünmeden duramıyorsun...
Ne çekiyor bu adamı o boş esere?
İnsan kendisine soramadan duramaz şimdi...
* Ne alaka?
* Nereden çıktı bu?
* Ben nelerden hoşlanırım onu bile bilmiyorsun...
* Çekici güç ben değil de başkası olsaydı yine aynı stratejiyi mi uygulardın?
Ve daha nice soru var aslında kafanda...
Çekicilik hem bir dalga hem de bir köpük.
Aşk 1 saniye de yaratılamaz, ama bir aşk her saniye yaşanabilir.
Aşktan önce gelen nice güzellik vardır.
Çekicilik, karşındakini tanımak, güvenmek, saygı, sevgi, adalet, karakter ve v.b...
Bir insan hoşlandığı kişiyi ANLATAMAMALI !
Çünkü, GÜZELLİKLER ANLATILAMAZ, YAŞANILIR...
* sana bakmak bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır…
* Yılmaz Erdoğan
Sana bakmak…
1 milyon dolarlık soruya verilecek cevaba inanmaktır…
Kaynak Kartoğlu (KK.)




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder