…
Ne biçim bir duygu tufanı
Belirli belirsiz hareketler içerisinde yol alan
Bilinçsiz bir aşk fermanı…
El yazısı ile yazılmış bir bilmeceydi duygularım
Harfleri birbirine bağlayan düğümleri çözemedim,
Seni düşündükçe; ufukta doğan güneşe anlam veremedim…
Zaman dönüverdi…
Güneş Ay, Ay Güneş oluverdi…
Martıların dansı eşliğinde yükselen Ayın kuyruğuna kuruluverdi…
O manzara…
Ahh o ekşi tantana…
Ber taraf ışıl ışıl
Ela gözleri, o karanlıkta yine sana takılıverdi…
Misina koptu kopacak
Umurunda değil...
Bi’ anda Ayın kuyruğunda denge bozuldu bozulacak...
Yörüngeden çıktım,
Ay ile doğarken Güneş ile battım...
Gözlerim kamaştı akşam akşam
İçimde sıcak bir ürperti
Hadi yine sabah olsun
Yine Ay doğsun...
Acaba neden ki...
…
Kaynak Kartoğlu
19.02.2009
Saat: 17.06
26 Mart 2009 Perşembe
Sanrı
Siyah beyaz bakire bi' aşka kurban ediyorum artık tüm bu sözleri...

O: Elbette varımdır boynu bükük kelimelerinin içinde .. Ve köşebaşlarında bi o kadar kayıbım .. Sükut kadar münzevi. Ağrılı bi gecenin elinden tuttum sadece dün gece. Belkide söylediğim her kelime bir kıvılcım. Ama seni unutamadım...
*Ben kendimce dürüst intiharıma ağlarım .. melekler ölmeyi hak ettiğinde..*
Aradan geçen onca zamandan sonra geride bıraktığımız her adres kayıp.. Kısa cümlelerimin vurgunu.. İnsancık dolu sokakların sürgünü yapmışken hayat hepimizi!! Bizi bıraktığı şu adrese bak.. Senden sonra; öylesine hüzün dolu, öylesine yalpalayan sokakların vurgunu ve boş gözlerle baktım ki kalabalıklara ..
Ne böyle olsun istedim ne de Seni kaybetmeyi...
Ne zaman biliyoruz ne yaptıgımızı?? Hiç bi zaman.. Bilmedigimizi kabullenmek belki bunun çözümü. Sersem gibiyiz her zaman, ya da sersemi olduğumuz bişiler var hep.. Onu bulsak ya.!. Hep oluyor bir şeyşer hep değişim... Devinim, olsun bunlarla güzel zaten şu sonsuzluktaki sonlu kısacık yaşam, hayat dilimi.! Yanlış yol yok ki.. Bütün yollar yanlış ve bütün yollar doğru.. Özlemek bizi hayata baglayan bi itici güc olsa gerek ve özlediğimiz şeyi arama gücü veriyo şimdi bize. Hep istemediğimiz seyler oluyor tabi istediklerimiz de oluyor.. Kendimize bile seyirci kalıyoruz cogu zaman.. Bunu içselleştirip sahnedeki kendimizi izlesek ya!!.. Geçmiş geçmiş bişi.. Bizi biz yapan bişi. Gurur duymak lazım her ne kadar kötü anılar yaşantılar olsa da.. Hatta teşekkür etmek lazım geçmişe yine..
Gelecek yok ki... Öyle bişi yok.. En fazla şimdi, şu an var...Yyarını biz uydurmadık mı?? Bahar; bir sürü canlıya hayat verecek, dünyayı ısıtacak daha.. Kim nasıl nefret edebilir ondan...Kendi bile nefret edemez.. Alıştı hayatın O'na sunduklarına.. Doğrudur bu sessizliğin devamı.. Doğrudur turuncudan siyaha, daha koyu siyaha ve en koyu siyaha boyamak içindeki yalnızlığını.. Hiçsel bi yolculuk şimdi. Geride bıraktığımız tüm anılarla birlikte.. Siyah beyaz bakire bi' aşka kurban ediyorum artık tüm bu sözleri..
Mutlu kal
Hep öyle kal
Sana yakıştığı gibi..
İmza: O
- BEN: Ben sana hep demiştim; "sen ne kadar güzel yazıyorsun" diye. Hatırlıyor musun?
Alacakaranlıkta herhangi bir sokakta yürürken muazzam bir kadın geçer yanımdan. Başım sola doğru yavaşça dönmeye başlar. Gözlerim kısılır; sanki çok uzaklarda bir yerde o bir serapmış edasında bakarım. Belki o da bana bakar… Sonra birimiz kuzeye birimiz güneye devam eder. Anlık bir tebessüm ve kıpırtı… Bu kadar…
Alacakaranlıkta herhangi bir sayfanın üstünde mi altında mı belli olmayan bir yazı görürüm. Okurum heyecanla. Ya beni benden alır, ya da sadece okumam ile kalır. Beni benden alan o yazıya bırak kısılmış gözler ile bakmayı; gözlerimi kapatarak bakarım. Bir serap olsa bile ben o serabın ıslaklığına dokunup bütün duygularımı sırılsıklam yapmayı başarırım. Ama işte bu, “bu kadar” da kalmaz… İki alacakaranlık ve o karanlıkta yaşanan iki farklı durum. Önemli olan insanları neyin etkilediği… Hangi karanlığın ışık dolu olduğu...
Senin bir özelliğin var. Sorulan sorulara cevap vermiyorsun. Niye? Ya da veriyorsun ama şifreyi çözmek lazım cevapları bütün çıplaklığı ile görebilmek için. Çok felsefe yapmışsın… Ben girmiyeyim bu felsefelere. O felsefeler senin kaleme aldığın ya da klavyenin butonlarına bastığın tuşların simgesel ahenginde kalsın.
“ Hiçsel bi yolculuk şimdi. Geride bıraktığımız tüm anılarla birlikte.. Siyah beyaz bakire bi aşka kurban ediyorum artık tüm bu sözleri.. ”
Açar mısın biraz daha?
Sana ağızındaki baklayı çıkart dedim sen o baklayı daha da anlaşılmaz bir tada dönüştürüverdin. Bana o tadı basitçe açıklar mısın ey bahar?
Basit diyorum; basit pek bi' zordur.
Ama lütfen dene…
Bekliyorum…
Bakire bir aşk değildi.
Bakire olsaydı onun ismi AŞK olmazdı!!!
Bakire olsaydı filizlenmezdi…
Bakire olsaydı çiçek açmazdı…
Yeşillenmezdi…
Meyve vermezdi…
Ve ben çok iyi hatırlıyorum… Kendimi… Aşkımı…
Kaynak Kartoğlu a.k.a. KK. MART '09
Kaydol:
Yorumlar (Atom)



